Napoli’nin 25 km kadar uzağında olan bu şehir, miladi 63 yılında şiddetli bir zelzele ile yıkılmış, şehrin onarımı bitmeden 79 yılında Vezüv Yanardağından çıkan metrelerce yükseklikteki lav ve küllerin atında kalarak kaybolmuştur.
Arkeol. M.ö. VI. yy.’da Osk’lar tarafından kurulan şehir Yunanlıların etkisi altına girdi; birkaç yıl da Samnit’lerin işgali altında kaldı (M.ö. 425-420). 290′da Roma’nın mütefiki oldu, Sınıf kavgası sırasında ayaklandı. Sulla tarafından ele geçirilerek (M. ö. 89) sömürge oldu ve M.S. 62′de «Colonia Neroniana» adını aldı. Deniz kenarında (o zamandan beri, volkan küllerinin birikmesi sonucunda kıyı yer değiştirmiştir) verimli toprakların üzerinde ve güzel bir ülkede kurulmuş olan Pompei, çevredeki Yunanlıların etkisiyle helenistik bir şehir görünüşü aldı. M.S. I. yy.da Romalılar buraya akın edince şehri bir zevk ve eğlence yeri haline getirdiler. Bu yüzyılda (59), Pompei, Nucerini’lerle çıkan bir anlaşmazlık yüzünden karıştı ve kan dökülmesine yol açan bu durum imparator tarafından şiddetle kınandı. Daha sonra 62′de bir deprem sonucunda yıkılan şehri kısmen yeniden inşa etmek gerekti. Pompei, yüzyıllar boyunca toprak altında kalmasına yol açan 79 felâketi sırasında, surlarla çevrili, elips şeklinde 30 000 nüfuslu bir şehirdi. Liman çok faaldi, fakat birçok işsiz güçsüz de vardı. Çok yaygın olan latin dilinin yanı sıra yunan kültürü de etkisini sürdürüyordu. Daha o zamanlar bile şehirde birkaç hıristiyan vardı.
Volkanın püskürmesi çok anî oldu. Belediye seçimlerinin yapıldığı bir dönemdi. Tiyatroda Plautus’un Casina adlı eseri oynuyordu. Küller ve yanardağ taşları yağmağa başladığı zaman halkın çoğu başlarında birer yastıkla kırlara kaçtı. Birçok kişi de evlerinde her şeylerini olduğu gibi bırakarak alelacele çıktı, geç kalan ya da değerli eşyalarını almak için geri dönenler ise bunu hayatlarıyle ödediler. Kazı yapanlar, katılaşmış kül yığınları içinde, cesetlerden arta kalan boşlukların alçıdan kalıplarını çıkararak bu kimselerin son andaki durumlarını tespit ettiler. Misena’da bulunan filonun kumandanı Büyük Plinius yanardağın püskürmesini yakından görmek istedi ve boğularak öldü. (Yeğeni Küçük Plinius ise olayları anlatmıştır.) Şehir metrelerce kalınlıkta volkanik artıklarla örtüldü. Bazı kimseler değerli eşyalarını almak için geri döndüler, ama bir süre sonra şehir kendi haline bırakıldı. 1600′e doğru bilgin Fontana buradaki yıkıntılara dikkati çekti. 1748′de bir köylü bazı heykeller buldu; 1860′tan sonra da gittikçe artan bir hızla kazılara başlandı. Kazı tekniği geliştirildi ve çalışmalar aralıksız sürdürüldü. Bugün şehrin deniz tarafında bulunan, toprağın yüzeyine yakın ve açılması en kolay olan üçte biri, XX. yy.da çok dikkatle yapılan kazılar sonunda da, özellikle Strada dell’ Abbondanza (Bereket caddesi) ortaya çıkarılmıştır. Şehrin kendine bas bir görünüşü vardır. Çok düzensiz bir şekilde döşenmiş ve kenarlarında yüksek yaya kaldırımları bulunan caddelerde yayaların geçmesini kolaylaştırmak amacıyle yer yer çıkıntılar meydana getiren kaldırım taşı yığınları vardı. Çeşmelerin suyu bir kanalizasyon şebekesinden sağlanır. Dükkânlar pek çoktur: jüllonicae (kumaş boyama), thermopolia (kabareler). Bunların yol boyunca birer tezgâhları vardı. Arkada da, hiç bir özelliği olmayan basit birçok evle, yüksek burjuva sınıfının evleri (Casa) yer alır. Bunlardan bazıları freskleri ve heykelleriyle ünlüdür: Casa del Citharista, Casa dei Diadumeni, Casa del Criptoportico, Casa del Larario. Casa dei Menandro, Casa delle Nozze d’Argento, Casa degli Amorini Dorati, Casa del Fauno ve eski sahiplerinin adlarıyle anılan Vettius’ların (Casa dei Vettii), Loreius Tibuatinus’un Casa de Loreia Tiburtino ve bankacı «Jucundus»un (Casa di Jucundo) evleri. Bunlar, bir atrium, arkada ise bir neustil çevresinde kurulan o devrin tipik ev planını çizmeğe imkân vermiştir.
Bahçeler kısmen yeniden düzenlenmiştir, özellikle mitolojik konulu ve balmumu yahut kazeinle yapılmış duvar resimleri, etkisi çok canlı olan bir dekor meydana getirir.
Bununla birlikte konular hep aynıdır ve seri halinde iş çıkaran sanatçılar tarafından birbirinden kopya edilmiştir. Bu resimlerden bazıları oldukları yerde, camların altında muhafaza edilmiş, bazıları da Napoli müzesine konmuştur. Bunlarda dört ayrı üslûp görülür: mermer panoları örnek olan samnit üslûbu (M. ö. 200-70), aldatıcı bir görünüşü olan perspektifleri kapsayan üslûp, Augustus devrinde değişik manzaralarla çeşitli mitoloji sahnelerini işleyen üslûp ve Neron devrinde barok tarzına doğru bir eğilim gösteren üslûp. Süslemeler mozaik ve yalancı mermerle yapılmıştır. Ayrıca, bulunmuş olan çeşitli eşyalar da vardır: mutfak eşyası, ne işe yaradığı pek anlaşılamayan kaplar, borular, tabletler (mumlu tahtadan yapılmış ve iyice kömürleşmiş olan bankacı Jucundus’un tabletlerinde bir dizi sözleşme metni) vardır. Resmî binalar oldukça eskidir. Etrüsk ve Samnit devrinden kalma surlar içinde, M.ö. II.yy.dan kalma üç yanı kemeraltılı ve arabalarla yasaklanmış olan bir forum görülür. Bu forum imparatorların ve ünlü kişilerin heykelleriyle süslüdür. Kuzeyde Jüpiter tapınağı, doğuda da kapalıçarşı vardır. Çok klasik olan bazilika M.ö. II. yy.’dan kalmadır ve batıda bir Apollon tapmağının yanında yer alır.
Ayrıca burada «üç köşeli» adı verilen, etrüsk devrinden kalma ikinci bir forum, hamamlar (Stabiae hamamları), iki tiyatro, bir basamaklı tiyatro (M.Ö. I. yy.), bir Pompei Venüsü tapınağı (Venüs’e halkın özel bir sevgisi vardı), bir gladyatör kışlası v.b. bulunur. Duvarların dışında anayollar boyunca mezarlar, daha ötede de birkaç villa yer alır. Bunlardan, bir tepenin yanında bulunan Diomedes’in villası ve bir tarım işletmesi merkezi olan Villa dei Misteri, muhtemelen Dionysos âyinlerine ait sahnelerin yer aldığı freskleriyle ünlüdür. Şehirde yapılan incelemeler, grafitti’ler sayesinde roma taşra hayatının bütün dekoruyle günlük yaşantısını ortaya çıkardı. Bu duvarlarda zamanın şairlerinin mısraları, küçük haberler, yergi yazıları ve tanrıya yakarışlar görülür.
Antik şehir M.Ö. 6. yüzyılda Osk’lar tarafından kuruldu. M.Ö. 89 yılında Romalılar tarafından işgal edilerek koloni haline getirildi. M.S. 1. yüzyılda Romalılar buraya gelince şehri eğlence merkezi haline getirdiler. Yapılan kazılardan anlaşıldığına göre, zenginliğin, debdebenin akıl almaz boyutlara yükseldiği bu yer, görünce insanların yüzünü kapatacağı, gözlerini yumacağı bir eğlence pazarı haline gelmişti. Düşünülemeyen, tasavvur edilemeyen ahlaksızlıkların yapıldığı belde M.S. 63 yılında bir zelzele geçirdi. Buna rağmen insanların gittikçe azgınlaşması, eğlence adı altında türlü ahlaksızlıkların devamı sonunda Vezüv Yanardağı Ağustos ayında büyük bir gürültüyle patladı. Kimsenin farkında olmadığı bir sırada havadan taşlar, kaya parçaları ve toprak yağmaya başladı. Bunu gören, o gün için 30.000 civarında olan, Pompei halkı, ne yapacağını şaşırdı. Panik arasında hiç kimsenin aklına ihtiyarları, sakatları, hastaları kurtarmak gelmiyor, herkes yalnız kendini düşünüyordu. Yer yer kalınlığı 3-4 metreye varan küller, kükürtlü buharlar insanı hareket edemez hale getiriyordu. Şarap pazarında toplananlar ise çöküntü sonunda ağırlıkların altında kalıp öldüler. İki gün süren korkunç patlamalar, taş, kül yığınlarının sonunda şehir kalınlığı yer yer sekiz metreyi bulan lav yığınının altında kaldı. Tahmini olarak 2000’den fazla insan öldü.
Felaketin daha dramatik tarafı ölen insanların bulundukları durumlardı. Bulunan 2000’in üzerindeki iskeletlerin durumlarından çoğunun çirkin işler yaparken evlerinin harabesi altında kaldığı veya kül yığınlarının ağzına burnuna dolarak onu boğduğu anlaşılmaktadır. Bu felaketle ilgili hatıralar, Roma komutanlarından Pliny the Elder’in yeğeninin, tarihçiTacitus’a yazdığı iki mektupta geniş yazılmıştır.
1711 yılında köylünün birinin, toprağını kazarken ortaya çıkardığı gerçek, insanlara, o günkü felakete uğrayanların hallerini ortaya koyması bakımından önemlidir. Pompei’deki kazılara düzenli olarak 1748 yılında başlanıldı. Bundan sonra devam edilen kazılarla düzenli bir plana sahip Pompei şehrinin büyük bir kısmı ortaya çıkarıldı. 1860’ta İtalyan ilim adamı Giuseppe Fiovelli taşlaşan küllerin arasında bir boşluğa tesadüf edince buraya açılan delikten sıvı alçı döktürerek içerdeki boşluğun kalıbını aldırıyordu. Böylece lavların altında kalmış olanların gerçek durumlarını aksettiren haller tesbit edilmiş oluyordu. İlim adamının ölümünden sonra da bu çalışma devam etti. Günümüzde Pompei’nin büyük bir kısmı ortaya çıkarılmıştır. Bugün gezen insanlar 2000 yıl önceki şehri olduğu gibi görebiliyorlar. Lavlar altından çıkarılmış evler, sokaklar, tapınaklar ve diğer eşyalar herkesin ilgisini çektiğinden burası önemli bir turistik bölge haline gelmiştir.
İtalya'da bir liman şehri. Nüfusu 1.500.000 dir. Şehir, Napoli koyunun en güzel bir yerinde kurulmuştur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder